Enes Berk Oker

FENERBAHÇE’NİN ŞAMPİYONLAR LİGİ SÜRECİ PLANSIZLIK MI, YOKSA MİSTİK BİR ŞEY Mİ?

FENERBAHÇE'NİN ŞAMPİYONLAR LİGİ SÜRECİ PLANSIZLIK MI, YOKSA MİSTİK BİR ŞEY Mİ
FENERBAHÇE'NİN ŞAMPİYONLAR LİGİ SÜRECİ PLANSIZLIK MI, YOKSA MİSTİK BİR ŞEY Mİ
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Günümüz futbolunun en görkemli ve maddi açıdan getirisi en yüksek futbol organizasyonu hiç kuşkusuz Şampiyonlar Ligidir. Kulüpler buraya giderek hem büyük bir maddi gelir hem de yüksek performans gösteren oyuncuların piyasa yapmasını sağlıyor. Aynı zamanda kulüpler burada ki başarılarıyla dünya kamuoyunda büyük bir itibar kazanmış oluyor. Bu tip avantajlarıyla her açıdan kulüplere büyük bir avantaj sağlayan bu organizasyon bazı kulüpler içinde maalesef hüsran ile sonuçlanıyor. Özellikle kulüplerimiz iyi kadro ve sağlam bir ekonomik tabloyu nadiren de olsa bir araya getirince bu organizasyonda bazı sürprizler yapabiliyor. Fakat bu açıdan en başarısız kulübümüz maalesef Fenerbahçe. Şampiyonlar ligine en son 2007-2008 sezonunda gidebildi. Gerçi o sezon Çeyrek Finale kadar yükselmişti fakat o sezondan beri Şampiyonlar ligi karnesi son derece kötü. 8 yıldır Süper Lig içerisinde de şampiyon olamıyor oluşu bu sürecin çok önemli bir parçası. Çünkü ligimizde önceden yalnızca şampiyon takım direkt olarak katılım hakkı sağlıyordu ve bu süreçte Fenerbahçe’nin şampiyonluk karnesi de pek iç açıcı değil. Bunun neticesinde genellikle şampiyonlar ligi ön elemesi oynayan ve iki ayaklı turda genellikle elenmesiyle sonuçlanan neticeler alınmıştı. Bu yazımda olayların gelişiminin mistik bir sonucu mu var yoksa plansızlık kaynaklı bir durum mu bundan bahsedeceğim.

Bu durumun başlangıcını 2006-2007 sezonunu milat alarak anlatabiliriz. Çünkü geçe sezon (2005-2006) Fenerbahçe, Denizli faciası olarak adlandırılan olay neticesinde şampiyonluğu iki puan ile ezeli rakibi Galatasaray’a kaptırmış ve ikinci olmuştu. Bunun neticesinde gene bir ön eleme oynamış ve gene Dinamo Kiev’e elenmişti. Yönetim takımın elenmesinin ardından hızlı kararlar alıp yeni sezona 4 yıldız isim yetiştirmişlerdi ( Lugano, Edu, Roberto Carlos ve Kezman). 2010-2011’de ise Young Boys ile ön eleme oynamış ve kaybetmişti. Gene aynı senaryo bu kez rakip İngiltere’nin köklü kulüplerinden Arsenal İle son şampiyon olduğu 2013-2014 sezonu başlangıcında karşılaşmış ve elenmişti. Aslında bu süreç içerisinde mazur görülen tek kötü sonuç bu eşleşme olabilir. Arsenal gerçekten çok büyük bir kulüp ve Fenerbahçe o maçta muhteşem oynamış ama turu geçememişti. 2015-2016 yılında ise Shaktar Donetsk takımına elendi. Fenerbahçe o sezon çok fazla para harcamasına rağmen ne ön eleme turunda ne de Süper ligde sonuca ulaşamamıştı. Büyük bir hayal kırıklığı ile ikinci olarak bitirilen bir sezonun ardından yıldız isimler elden çıkarılmış ve 2016-2017 sezonunun başında Monaco ile oynamış ve her iki maçta da iyi oynamasına rağmen maalesef başarılı olamamıştı. Bu süreçte Fenerbahçe Avrupa liginde belirli başarılar göstermiş fakat Şampiyonlar ligi karnesi son derece başarısız geçmişti. Devam eden süreçte hem kendi liginde hem de Avrupa kupalarında son derece zayıf bir Fenerbahçe izledik. Hem mali açıdan hem de sportif açıdan son derece kötü sezonlar geçirildi ve bu süreç maalesef devam ediyor. Fenerbahçe artık içinden çıkmasının son derece zor olduğu bir buhranda maalesef ve buradan çıkmak çok zor gibi görünüyor. Yapısı son dönemde son derece zarar görmüş ve bunu düzeltmek için kesin kararlar alınması gerekirken hala doğru bir yapılanma yapılamıyor oluşu son derece büyük bir soru işareti. Aslında anlatmak istediğim şey bu Avrupa sürecinin mistik bir şey olmadığını plansızlık neticesinde kötü sonuçlandığını anlatmak. Şimdi bu plansızlık sürecinden biraz bahsedelim;

Bugün gıpta ile baktığımız birçok Avrupa kulübü transfer sezonlarını son derece planlı bir şekilde geçiriyor. Satacağı oyuncunun yerine alacağı oyuncu önceden belli oluyor ve transfer sezonu başlar başlamaz hemen takıma monte ediliyor. Kulüplerin bünyeleri içerisinde geniş bir scout ağları mevcut ve dünyanın her liginden gelişim gösteren oyuncuları bulup takımlarına katabiliyorlar. Aslında kulüpler bu süreç içerisinde ikiye ayrılmış durumdalar. Bazı kulüpler geliştirici kulüplerdir. Bu gibi yapılarda potansiyel yıldız adayları bulunur ve bir iki sezon içerisinde maksimum potansiyeline ulaştırılıp üst klasman takımlara yüksek bedellere satarak bu olayın bir döngü aynı zamanda kulüp felsefesi haline gelmesi amaçlanmıştır. İşte Türk takımları bu modele yönelmek zorundalar. Çünkü artık körfez liglerinden bir önceki adres konumundayız.

 Fenerbahçe; Aziz Yıldırım döneminde yüksek klasman oyuncular transfer etmiş ve ekonomik olarak ciddi paralar ödemişti. Sportif olarak son dönemlerde başarıda gelmeyince ödenen paralar boşa gitmiş ve o yüksek kalibreli kadrolar kaybolmuş ve ortaya ortalama bir Süper lig takımının sahip olduğu kadrolar çıkmıştı. Ali koç ise daha yenilikçi bir model izleyeceğini söylemiş ve geliştirici kulüp olarak nitelendirdiğim yapıyı kulüpte kurmak istediğini vaat etmişti. Fakat bu plansızlık süreci onun döneminde de devam etti ve hala devam ediyor. Her sezon başlangıcında her şeyi sil baştan yeniden yapma zorunluluğu doğuyor çünkü son derece plansız ve spontane gelişen bir transfer sezonu geçiriliyor. Bunun neticesi elbette başarı getirmiyor çünkü bir yapı inşa edilmiyor. Her sezon başı yeni bir yapı oluşturulup bu yapı sezon sonu tamamen yıkılıp yeniden kurulmaya çalışılıyor. Bu süreç içerisinde gelişme potansiyeli olan oyuncular nadiren de olsa transfer edilmiş ve kulübün kasasına yüksek bonservis girişleri olmuştu. Fakat elbette plansızlık bu paraların boşa harcanmasına neden oldu. Fenerbahçe son iki ön eleme turuna son derece bariz ihtiyacı olan santrafor eksiği ile çıktı. Ne kamp dönemine ne de ön eleme turuna yetiştirilemeyen transferler sezon içerisinde takıma adapte olmakta ya çok zorlanıyorlar ya da hiç olamıyorlar. Bu plansızlık süreci taraftarı da haklı olarak son derece germiş durumda. Alınan oyuncular başarı göstermesi muallak oyuncular oluyor ve bunun neticesi elbette olumlu olmuyor. Fenerbahçe’nin artık başarı göstereceğinden kuşku duyulmayan net oyunculara yönelmesi gerekiyor. Bu elbette paranın kariyerinin sonuna gelmiş yaşlı oyunculara değil, kendini bir üst seviyeye çıkarmak isteyen oyunculara verilmesi gerekiyor. Bunun içinde son derece ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Yoksa başarısızlığa alışmış bir kulüp olmak maalesef Fenerbahçe’yi bekleyen kaçınılmaz bir son gibi görülüyor. Bunun tersine dönebilmesi için hem net adımlar atılması hem de artık taraftar içerisinde tartışmaya yol açmayacak net isimlerin transfer edilmesi gerekiyor. Yoksa bu plansızlık süreci ile birlikte dünyanın en iyi teknik direktörünü getirseniz dahi bir başarı pek söz konusu olmayacaktır. Bu plansız ve spontane zihniyetin bir an önce değişmesi ve yerini profesyonel bir yönetim anlayışına bırakması gerekiyor. Yalnızca Fenerbahçe için değil tüm kulüpler için aynı yolu izlemek Türk futbolun gelişimi için bir zorunluluktur.

ENES BERK OKER

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir